|
13 Kasım 2009 
Öğrenci Arkadaşlarımız Asla Yalnız Yürümeyecekler Hemen hemen her gün iletişim araçlarında bir üniversitemiz mutlaka haber oluyor. 2009 öğretim yılı başladığı günden bu yana sayısız üniversite haberi herkesin gözüne mutlaka çarpmıştır. Peki bu haberler üniversitelerin iyilikleri ve kendi alanındaki başarıları ile mi ilgili? Hayır. Çıkan tüm haberler üniversiteye veya bir öğrenci arkadaşımıza yapılan saldırı ile ilgili. Ya bir ÖGB saldırmış, ya polis ya da faşist çeteler; ya soruşturma açılmış, ya gözaltına alınmış ya da ceza verilmiş. Çatışma çıkmış, taciz edilmiş, üzeri aranmış, aşağılanmış. Her türlü kepazelik, adaletsizlik üniversitelerin işleyiş biçimi olarak tüm öğrencilere kabul ettirilmeye çalışılıyor. Yaratılan baskı ortamı arkasına boyalı basını ve televizyonları da alarak öğrencilere ve ailelerine meşru gösterilmeye çalışılıyor. Üniversiteleri yöneten resmi anlamda rektörlüklerin ve YÖK’ün, gayrı resmi anlamda polisin, valilerin ve içişleri bakanlığının görev ve yetkileri üniversitelerde alabildiğine sonsuz. Üniversitelerde el ele verip öğrencilere karşı usulsüz bir savaşa girişmiş durumdalar. Ellerindeki her tür imkanı seferber edip öğrencileri yalnızlaştırmaya, sindirmeye, baskı altına almaya çalışıyorlar. Şu güne kadar idare mahkemesinin bozmadığı tek bir ceza bile yokken hiçbir gerekçe göstermeden öğrenci arkadaşlarımızın eğitim hakkını gasp etmeye kalkıyorlar. Önümüze çıkarılan disiplin yönetmeliğinin ucu açık maddelerine dayandırılarak keyfi cezalar veriliyor anayasada güvence altına alınan fikir, ifade ve örgütlenme özgürlüğü türlü yollarla engellenebiliyor. Bu zihniyet üniversitede bir arada yapılan tüm faaliyetleri potansiyel suç, öğrencileri ise potansiyel suçlu olarak ele alıyor, örgütlendiği tüm kurumları gayrı meşru ilan ediyor, davalar açıyor. Öğrenciler tarafından yapılan uçurtmalar suç aleti, okudukları kitaplar ise suç delili olarak gösteriliyor. Son olarak harçlara yapılan zamlara karşı yılmadan, gün geçtikçe büyüyerek yürüttüğümüz haklı mücadelemize de dava açtılar. Harçlara zam kararının alınacağı bakanlar kurulu toplantısı esnasında bakanlarla yapmak istediğimiz tüm görüşme taleplerimizi reddederek toplantıdan kaçarak uzaklaşan bakanlara ve harç zamlarına karşı yaptığımız eyleme katılan, katılmayan 40 üyemize kendilerince sebeplerle dava açtılar. Harç zamlarına karşı mücadele edenlere dava açmak başlı başına bir sorun iken katılmamış bile olanlara yönelik dava tam bu toprakların hukukuna özgü olsa gerek. Bizi eylem sonrası adaba davet eden başbakan ve diğer hukukçular, polisler, bürokratlar bu hukuksuzluğu derhal açıklamalılar. Biz harç zamlarına ve bu zamları yapan bakanlar kuruluna karşı haklı mücadelemizi yürüterek eylemlerimizi gerçekleştirdik, yine yapmaya kalkarsanız yine gerçekleştiririz. Diğer taraftan sayıları 300 bini bularak memleketin her yerine yayılan, hükümet tarafından istihdam açığını kapatmak için desteklenen özel güvenlikler üniversitelerde suç işliyor. Gücünün yettiği her öğrenciyi aşağılayan, taciz eden güvenlikler yetki sınırlarını her defasında aşıp öğrencilere fiziki şiddet uygulamaktan geri kalmıyor. Polisler için ise üniversiteler artık birer karakol öğrenciler ise potansiyel suç makineleridir. Üniversitenin içinde veya çevresinde her yerde bir sivil polis telsizi sesi duymak, üniversiteyi düşman işgalinden kurtarmaya hazırlanan bir çevik kuvvet birliği veya panzer görmek günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş halde. Bu şartlarda her şeyden kendini sorumlu hisseden rektörlere soruyoruz; öğrencilerin can güvenliğinden kim sorumlu? İçeriye soktuğunuz polisler kütüphanelere kadar gaz bombası atıp öğrencileri sürükleye sürükleye gözaltına alırken kendinizi hiç sorumlu hissetmediniz mi? Hangi suç işlendi de kimler tarafından hangi kanuna göre ceza verildi? Üniversitelerde anlatılan ceza hukuku derslerinden nasibini almış hoca da mı kalmadı? Unutmayın ki burası üniversite! Kadın öğrencileri taciz eden güvenlikçilerden kaçına derhal soruşturma açtınız? Özel güvenlikler öğrencileri hangi yetkilerine dayanarak dövebiliyor, hangi yetkilerine dayanarak aşağılayabiliyorlar? Üniversiteyi kimden koruyorlar, kimin güvenliğini sağlıyorlar? Onlar kapılarda, sınıflarda, bahçelerde, yurtlarda güvenliği sağlıyorlar da faşist çeteler içeriye nasıl satır, bıçak veya silah sokup öğrencileri yaralıyorlar? Göz göre göre üniversitelerde veya yurtlarda faşist çeteler tarafından saldırılar düzenlenirken bu saldırıları “karşıt görüşlü gruplar çatıştı” şeklinde yansıtmak suça ortak olmak demek değil midir? Unutmayın ki burası üniversite! Bundan sonra bu hatırlatmayı her seferinde tekrar yapacağız. Üniversitelerde öğrenci arkadaşlarımız yalnız değillerdir. Biz “Asla yalnız yürümeyeceksin” diyerek yola çıkan GEN-SEN olarak arkadaşlarımıza yapılan bu sistematik saldırıları ve baskıları yanıtsız bırakmayacağız. Örgütlü bir toplum yaratmak ve haklarımızı almak için mücadele etmeye devam edeceğiz. Soruşturmalara, baskılara, keyfi cezalara ve örgütlenme hakkının önündeki tüm engelleyici tutumlara; üniversitedeki polislerin, özel güvenliklerin ve faşist çetelerin keyfi saldırılarına ve varlığına derhal son verin! Yaz aylarında harçlara zam yapmak istediğinizde karşınıza çıkan korkularınızın kaynağı öğrenci kalabalıkları yine buradalar ve elbette üniversitenin bir yerlerinde örgütleniyorlar. Ya kantinde arkadaşlarına çay ısmarlamışlardır, ya amfi de arkadaşlarıyla bir şeyler tartışıyorlardır; ya koridorda gazete okuma masalarının başında arkadaşlarıyla bir şeyler okuyorlardır ya da bahçe de gitar çalıp arkadaşlarıyla isyan şarkıları söylüyorlardır. Sizin kontenjanları artırıp yatacak yer vermediğiniz gençleri, ailesinin zorla ödediği harçlarına bir de zam yaptığınız gençleri, üniversiteyi bitirdikten sonra işsiz kalacağını yüzüne söylediğiniz gençleri tek tek örgütlüyorlardır. Fermanları siz yazabilirsiniz ama tarihi biz yazacağız! Öğrenci Gençlik Sendikası (Genç-Sen) Merkez Yürütme Kurulu |